Bir Ömür Emeğin Karşılığı: Emekli Maaşları Nereye Gidiyor?
Yıllarca dirsek çürütmüş, fabrikada ter dökmüş, masabaşında ömür tüketmiş milyonlarca emeklinin tek bir arzusu var: Hayatının sonbaharında, kimseye muhtaç olmadan, insanca yaşayabilmek. Ancak ne yazık ki Türkiye’de emekli maaşları uzun süredir bir "geçim" meselesi olmaktan çıkıp, bir "hayatta kalma" mücadelesine dönüştü. Peki, sistem nasıl bu noktaya geldi ve bizi gelecekte ne bekliyor?
Sistemin en büyük yaralarından biri, kök maaş ile en düşük emekli maaşı arasındaki makasın açılmasıdır. En düşük emekli taban maaşı yasal düzenlemelerle yükseltilirken, milyonlarca emeklinin gerçek (kök) maaşı bu sınırın altında kalıyor. Aradaki fark Hazine tarafından kapatılıyor. Buradaki sorun şu ki; enflasyon oranında yapılan zamlar kök maaşlara uygulandığı için, milyonlarca emekli aslında hiç zam alamama ya da çok cüzi artışlarla karşılaşma riskiyle yaşıyor. Seyyanen artışlar yapılmadığı sürece, taban maaş uygulaması sadece günü kurtaran geçici bir pansuman olmaktan öteye gidemiyor.
Emeklilik sistemindeki bir diğer büyük adaletsizlik ise Aylık Bağlama Oranları (ABO) arasındaki uçurumdur. 2000 yılı öncesinde prim ödeyen bir çalışan ile 2008 sonrasında prim ödeyen bir çalışanın maaş hesaplama sistemleri birbirinden tamamen farklı. Sistem, ne yazık ki daha çok çalışan ve daha çok prim ödeyenin daha düşük maaş alabildiği paradoksal bir yapıya bürünmüş durumda. Yıllarca yüksek prim ödeyen bir vatandaş, günün sonunda asgari ücretin çok altında bir maaşla karşı karşıya kalabiliyor. Bu durum, sisteme olan güveni zedeliyor ve kayıt dışı istihdamı tetikliyor.
Emekli maaşlarını her altı ayda bir "ne kadar zam yapılacak?" tartışmasından kurtarmanın yolu, palyatif çözümlerden değil, köklü bir reformdan geçiyor. İlk olarak, 2000 yılı öncesi ve sonrası emekli olanlar arasındaki maaş uçurumunu kapatacak kapsamlı bir intibak düzenlemesi artık kaçınılmazdır. Aynı prim günü ve aynı kazanca sahip olanlar, yaklaşık aynı maaşı almalıdır. İkinci olarak, çalıştıkça ve prim ödedikçe gelecekteki maaşın düşmesine neden olan mevcut sistem değiştirilmeli; yapı, uzun süre çalışanı ödüllendirecek şekilde revize edilmelidir. Son olarak, emeklilerin harcama kalıpları (gıda, kira, sağlık, faturalar) ile genel enflasyon sepeti uyuşmadığı için, zamlar belirlenirken yaşamsal maliyetleri doğrudan yansıtan özel bir endeks baz alınmalıdır.
Emeklilik bir lütuf değil, kazanılmış bir haktır. Bir ülkenin gelişmişlik düzeyi, sadece gökdelenleriyle ya da köprüleriyle değil; yaşlısına, emeklisine sunduğu refah seviyesiyle ölçülür. Emeklileri enflasyona ezdirmemek, sadece ekonomik bir zorunluluk değil, aynı zamanda toplumsal bir vefa borcudur.















Facebook Yorum
Yorum Yazın