Melike Al

Melike Al

Mail: melike.al93@gmail.com

Koltuk Sevdası mı, Parti Aşkı mı? Kılıçdaroğlu’nun Bitmeyen Siyaset İnadı!

​Mahkemenin CHP kurultayı için verdiği o şok edici "mutlak butlan" kararı açıklandığından beri, siyaset arenasından yükselen gürültüyü dinliyorum. Kararın hukuki boyutları, Yargıtay aşaması, usulsüzlük iddiaları günlerce tartışılır. Hukukçular konuşur, siyaset bilimciler analiz eder. Ancak sokağın, sandıkta umut arayan milyonların ve ömrünü bu partiye adamış seçmenin dilindeki asıl soru çok başka: Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten CHP’nin iyiliğini mi istiyor?

​Geriye dönüp bakalım. Karşımızda defalarca sandığa gitmiş, defalarca kaybetmiş, her mağlubiyetin ardından "koltuğu bırakmama" formülleri üretmiş bir siyasi geçmiş var. En nihayetinde, Kasım 2023’teki kurultayda delege iradesiyle, tabanın büyük bir değişim çığlığıyla o koltuktan indirilmiş bir eski genel başkan... Siyasetin doğası gereği, o noktada yapılması gereken şey bellidir: Unvanınızı "Onursal Genel Başkan" yapar, bir kenara çekilir ve partinin önünü açarsınız.

​Ama öyle olmadı. Mahkemenin verdiği kararın hemen ardından yapılan açıklamalara, atılan ilk adımlara bakıyoruz; adeta bir intikam ateşi, "Ben dememiş miydim?" edasıyla koltuğu geri devralma iştahı görüyoruz. İcra memurlarının elindeki kağıtla, mahkeme koridorlarından çıkan kararlarla koca bir partiyi yönetmeye talip olmak, bu ülkenin ana muhalefet partisine ne kazandırır?

​Açıkça söylemek gerekirse, bu bitmek bilmeyen koltuk savaşlarından dolayı artık seçmen yoruldu. Geleceğe dair bir ışık görmek isteyen gençlerin umudu kırılıyor. İnsanlar her seçim döneminde aynı yüzleri, aynı kavgaları ve aynı yenilgi senaryolarını izlemekten bıktı.

​Burada sormak zorundayız: Bir lider, ömrünü verdiğini iddia ettiği partisinin mahkeme kapılarında hırpalanmasından, "kayyum" gölgeleri altında ezilmesinden nasıl bir fayda umabilir? Kılıçdaroğlu bu inadıyla ve ısrarıyla CHP’nin geleceğini mi düşünüyor, yoksa kendi kişisel rövanşını mı alıyor?

​Eğer dert gerçekten CHP’nin iyiliği olsaydı; Kemal Bey bu hukuki kaosu bir güç savaşına çevirmek yerine, "Ben misyonumu tamamladım, partimin mahkeme kararlarıyla yıpratılmasına müsaade etmem, irade yeni yönetimdedir" diyerek büyüklük gösterirdi. Ancak görünen o ki, kişisel hırslar ve "koltuk intikamı", partinin kurumsal kimliğinin de, zaten yorulmuş olan seçmenin umudunun da önüne geçmiş durumda.

​Bu inat, bu ısrar CHP’ye iyilik getirmez. Mahkeme kararlarıyla genel başkanlık koltuğuna geri oturabilirsiniz; ama o koltuğun meşruiyetini, seçmenin gözündeki inandırıcılığını ve sandıktaki umudu mahkeme kararlarıyla geri getiremezsiniz. CHP’nin şu an en son ihtiyacı olan şey, geçmişin defalarca denenmiş ve kaybedilmiş sayfalarını yeniden açmaktır. Kemal Bey’in bu son hamlesi, korkarım ki partinin tarihine bir "kurtarıcılık" hikayesi olarak değil, asırlık bir çınarın hırs çıkmazı olarak geçecek.

Facebook Yorum

Yorum Yazın